antropoloji.blogspot.com




antropoloji.blogspot.com üniversite ögrencilerince kurulmus, tamamen bilgi paylasımına yönelik ve hiç bir ticari çıkar saglamaya yönelik olmayan bir blogdur

antropoloji.blogspot.com was founded by university students, and for sharing information completely without any commercial interest to provide a platform




Lütfen arkadaş ekleyin.

Antropoloji konusunda kaynak bulmak çok zor olduğu için gerçek anlamda bilimsel bilgi içeren...

Posted by Gür Alp on 1 Haziran 2015 Pazartesi

1 Aralık 2011 Perşembe

GENÇLİK DÖNEMİ ÖZELLİKLERİ



GENÇLİK DÖNEMİ ÖZELLİKLERİ
12 ila 22 yaş arasındaki 10 yıllık döneme “ergenlik dönemi” denir. Çocuklar gençlik dönemine girdiğinde davranışlarında büyük değişiklikler gözlenmektedir.
Bu değişiklikler genellikle olumsuz davranışlar şeklinde olabilmekte ve aileyi paniğe sokmakta hatta ürkütmektedir. Özellikle o yaşa kadar sakin olan bir çocuk gençlik döneminde birden eve geç gelmeye başlayabilir, büyükleriyle sert konuşmalara girebilir, hatta ailesine ağır sözler söyleyebilir. Hırçınlığı, ısrarcılığı da artabilir. Tüm bunların yanı sıra zaman zaman içine kapanıp odasında yalnız kalmayı tercih edebilir. Kimseyle konuşmak istemez, annesinin bile odasına girmesine karşı çıkar. Özel eşyalarına karşı aşırı bir koruyuculuk geliştirebilir.

Bu davranışlar aileyi şaşkınlığa sürükleyebilir ve bunlar çocuğunuzun artık ergenlik dönemine girdiğini ve onun yetişkinlik döneminin kapılarını araladığını, zorladığını gösterir. Bu sert tepkiler ve eleştiriler asla size karşı yapılmış değildir. Bu tepkileri vermesi kendi kişiliğini, kimliğini kurabilmesi için gereklidir. Bu olumsuz tepkiler geçicidir. Kişilik oluştukça tamamen ortadan kalkacaktır. Genç için zor olan bu dönemin daha kolay geçirilebilmesi için ailenin hoşgörü ve esneklik göstermesi uygun olacaktır.

Bu dönemde genç ne çocuktur, ne de yetişkin; bu bir ara dönemdir. Bazı durumlarda genç ailenin gözünde “sen çocuksun, anlamazsın” diye eleştirilirken, bazen de “sen artık adam oldun, bunları yapabilmen lazım” şeklinde uyarılır ve genç hep ikilem içinde kalır. Oysa bu dönem hem genç hem de aile için hayatlarının en güzel ve en keyifli dönemleri olmalıdır. Genç, bu dönemin güzelliklerinin farkına varmalı ve mutlaka tadını çıkarmalıdır, ebeveynler ise bu dönemde çocuklarının pek çok problem yaşayıp, birçok önemli sorunla karşılaşacağını bilmeli ve ona göre davranmalıdır. Bu dönem çocuklarımızı hayata hazırladığımız çok çetin ama bir o kadar da keyifli bir dönemdir.

Aileler kendi gençlik dönemlerinde yaşadıkları zorlukları kolayca unuturlar.
Bu evrensel ve doğal bir süreçtir. Gençlik dönemi kendine has özellikleri olan bir dönemdir. Bu döneme has pek çok davranış bulunmaktadır. Bu dönemde gencin bedeninde ve duygularında görülen ve görülmeyen farklılaşmalar, değişmeler ortaya çıkar. Bu değişikliklere genç hazır olmayabilir. Bu fiziksel büyüme ve değişiklikler genci kaygılandırabilir. Hatta bu dönemde fiziksel büyüme orantılı olmadığı için bazen gencin boyu, ayakları ya da kolları orantısız bir büyüme gösterebilir. Bu dönemde ailesi genci sakar olmakla suçlayabilir. Ailelerin iyi bilmeleri gereken konu orantısız büyümenin neden olduğu sakarlıkların bu döneme has ve geçici olduğudur. Bu dönemde gencin sesi kalınlaşır ya da incelir. Bu değişimler genci şaşırtır ve genç yeni özelliklerine adapte olmakta güçlük çekebilir. Bu hızlı değişimler gencin toplum içinde rahat olmasını ve rahat hareket etmesini zorlaştırır. Özellikle genç kızlarda göğüslerin büyümesi, utanma sorunlarını ortaya çıkarabilmektedir. Bu geçici bir durumdur. Gençler dönemin özelliği olarak alıngan ve kırılgan olabilirler. Her söyleneni üstlerine alırlar, kendi fiziksel özelliklerine gerektiğinde daha fazla önem verir ve takılırlar. Ailelerin bu genel tepkileri bilerek gençlere anlayışlı ve hoşgörülü davranması bu sıkıntılı dönemin kolay ve rahat geçmesini sağlayacaktır.

Gençler ailelerinin ve yetişkinlerin yaptıklarını değil de onlardan daha farklı, değişik ve ilginç şeyler yapmak isterler. Bu yetişkinlere bir çeşit başkaldırıdır. Gençler daha önce görülmemiş, akla gelmemiş ilk defa ortaya çıkan bir şeyler yapmak isterler. Yetişkinlerden farklılıklarını modayı kullanarak göstermeye çalışırlar. Dönemin aykırı popüler şarkıcıları veya yıldızlarını örnek alarak yetişkinlere veya sisteme karşı çıkmaya çalışırlar. Kendine veya dönemine özgü bir anlayışa sahip olmak isterler. Gençlerdeki bu farklı olma isteği, gençlerle aile arasında pek çok sorun yaşanmasına neden olur. Bu sorunlar her ailede yaşanabilir. “Kısa giyme, o saçındakiler de ne, makyaj mı yaptın sen, saçını mı boyadın, o kulağındakiler de ne, göbeğini mi deldirdin” ve benzerleri...

Bu dönemde gençler, gençliğin getirdikleri yenilikleri veya farklılıkları onlar için çıkarılmış kanunlar gibi algılarlar. Bir genç diğer gençlerin giydiklerini giymez, yaptıklarını yapmazsa dışlanacağını düşünür. Onun için geçerli kurallar, tamamıyla diğer arkadaşlarının veya içinde bulunduğu grubun uygun gördükleridir. Artık onun hayatının en önemli ve merkez durumundaki kişileri arkadaşları; en önemli değerleri de onların değerleridir. Aile bu durumu fark ettiğinde önceleri kabul etmek istemez, hatta paniğe kapılır ve bu duruma çok kızar. Bu kızgınlık gencin bu tavırlarına daha fazla sarılmasına sebep olur. Yavaş yavaş, karşılıklı düşmanca duygular oluşmaya başlar ve önce şikâyetler, eleştiriler, bağırmalar ardından yasaklama ve sınırlamalar sonucunda başlayan huzursuzluk evden kaçmaya kadar varabilir.
Genç aslında hem arkadaşlarına uymak, hem de ailesinin en sevdiği çocuğu olmak ister. Ama ailesi ona "ya arkadaşların ya da bizi seç" demektedir. Bu durumda ailesini seçerse arkadaşları tarafından dışlanacak ve yalnız kalacak; arkadaşlarını seçerse bu defa ailesinin eleştirilerini göğüslemek zorunda kalacaktır.
Ailelerin bu dönemde her konuda gencin karşısına dikilip “bizi mi, arkadaşlarını mı, karar ver” diye baskı yapmamasıyla denge sağlanır. Çünkü gençlik dönemi zaten kararsızlıkların, gelgitlerin çok olduğu bir dönemdir. Bu dönemde aileler gencin kafasını daha fazla karıştırmadan bazı konularda ona seçme özgürlüğü tanıyabilmeli ve bu özgürlükten korkmamalıdır. Bu dönemde genç için arkadaşlık çok önemlidir. Yaşam konusunda tecrübesi olmadığı için arkadaş seçiminde yanılabilir. Aile onunla zaman zaman arkadaşları konusunda konuşulabilir, kendi fikirlerini ve deneyimlerini ona anlatabilir. Gençle konuşmaya başlarken olumsuz eleştirisel ve yargısal kelimelerle başlanmamalıdır. Emir cümleleri kullanmayın, tehdit etmeyin. Arkadaşlarını tanıyabilmesi için ona zaman tanıyın.
Bu dönemde yaşanan sorunları en aza indirebilmek için ebeveynlerin bilinçli davranması ve çocuklarının verdikleri mesajları iyi algılamalar gerekmektedir. En önemlisi önce onları dinlemektir.

Genç, bir yandan “bende yapabilirim, beni serbest bırakın, bana karışmayın” derken, diğer bir yandan da “bana gösterin, bana bakın ve beni takip edin” demektedir. İlk bakışta bu iki durum bir çelişki gibi görülebilir ama bu durumlar arasında bir bağ vardır. “Beni serbest bırakın, bana güvenin” dediğinde, “bana inanın ama yine de tamamen kendi halime bırakmayın; bildiklerinizi, tecrübelerinizi anlatın, bana yol gösterin, izleyin” demektedir. Aileler genelde gencin “bana karışmayın” sözlerini daha fazla duyarlar. Buna karşılık genç de bir hata yaptığında “niye bana söylemediniz, göstermediniz, uyarmadınız” diyebilmektedir. Bu durumda çözüm, ailenin gençle kurduğu iletişimde ona seçme özgürlüğü tanıyarak, ona güvendiğini göstererek onun girişimcilik ruhunu desteklemesinde yatmaktadır.Bunu yaparken ona destek olmaya ve tecrübelerinizi aktarmaya devam etmelisiniz.
Gençler bazen kendilerine fazla güvenirken, bazen de tamamıyla güvensizlik sergilerler. Böyle durumlarda gencin aşırı güvenini veya güvensizliğini eleştirmeden yaşadığınız deneyimlerden bahsederek ona tecrübe kazandırmak en sağlıklı yol olacaktır. Utangaçlıktan kaynaklanan bir güvensizlik varsa bu defa onu cesaretlendirmek, ona yol göstermek ve güç kazandırmak yine ailenin görevidir. Burada da yine eleştirmeden, gencin yapabileceği örneklerden başlayarak onun deneyim kazanması sağlanmalıdır.
Ona güvendiğinizi, belli konuların yaşanması gerektiğini, hata yapılabileceği, acele kararların insanı üzebileceğini ve yaşamın en güzel yıllarının tadının çıkarılması gerektiğini anlatmalı veya anlayabilmesini davranışlarınızla sağlamalısınız.

Bu döneminin bir başka özelliği de gençlerdeki yaratıcı fikirlerin ön plana çıkmasıdır. Gençler çok güzel aşk mektupları, şiirler, öyküler yazarlar. Kız/erkek arkadaşlarıyla buluşabilmek için yapamayacakları şey yoktur. Dağları aşarlar, arkadaşlarına veya ailelerine şirin görünmek için evde daha önce hiç yapmadıkları işleri ve hatta temizlik yapabilirler. Okulda öğretmenlerine neden ders çalışamadıklarını öyle hikâyelerle anlatırlar ki, öğretmenlerini bile ağlatabilirler. Yaratıcılıklarını olumlu veya olumsuz olaylarda kullanırlar.
Kimliklerini oluşturacakları için ailelerini eleştirirler, beğenmezler. Bazen bu eleştirileri kırıcı ve incitici olabilir.
İkilemleri aynı anda yaşarlar. Bazen inanılmaz derecede kendilerine güvenirken, bazen de çok ufak bir olay karşısında güvensizlik, cesaretsizlik ve utangaçlık gösterirler.

Gençler bu dönemde ani tepkiler verirler. Bir işe düşünmeden, dinlemeden ve hesaplamadan girişebilirler. Pek çok şeyi aynı anda yapmak isterler.
Aceleci bir tutum sergilerler. İstedikleri şey hemen, şimdi olsun isterler. Sabırsızlık bu dönemin en belirgin özelliklerindendir. Dikkatsizlik, dalgınlık ve unutkanlık davranışları sergileyebilirler. Çabuk negatif olurlar. Kendilerine söylenen bir şeye önce karşı çıkma davranışı gösterirler. Hep “ben bilirim”, “ben de yapabilirim”, “eğer siz söylerseniz yapmam” veya “tersini yaparım” diyebilirler.

Hayal güçleri çok iyi çalışmaya başlamıştır; hayal dünyaları genişlemiş ve zenginleşmiştir. Hayal kurarlar ve kurdukları hayalleri gerçek gibi düşünürler. Olumlu şeyleri hayal ettikleri gibi olumsuz şeyleri de hayal ederler. Adeta hayal âleminde yaşarlar. Gençlik döneminin kendine özgü bir özelliği olan hayal gücüne gençlerimizin zenginliği olarak değer vermeliyiz. Bizim toplumumuzda çoğunlukla hayal gücü boş ve kötü bir şey olarak algılanabilmektedir. Aileler genç hayal gücünü fazla kullanırsa derslerini, ödevlerini yapamaz, hayal kurarken olması mümkün olmayan ya da kötü şeyleri düşünür diye de endişeye kapılabilirler. Hayal gücü konusunda ailenin kaygısı gencin olması imkansız şeyleri hayal edip talep etmesidir.

Gelişmiş toplumlarda hayal gücü, değerli, önemli bir zenginlik ve bir güçtür. Çocuklarının küçük yaşta bu büyük güce bir an evvel sahip olması için büyük bir çaba gösteririler. Çocuklarına kazandırdıkları bu gücün çocuğun tüm yaşamını aydınlatacağını ve zenginleştireceğini bilirler. Aileler bebeklikten itibaren oyuncak seçiminde çocuğun yaratıcılık ve hayal gücü gelişimini dikkate alarak seçim yapmalıdırlar. Oyuncaklar çocuğa zengin hayal dünyasının kapılarını açar. Çocuk büyüdüğünde ise sahip olduğu hayal gücü ona mimaride, sağlıkta, sanatta, bilimde ve uzayda yeni buluşlara ulaşmasını sağlayacaktır. Hayal gücü küçük yaşta kullanılırsa yaşar ve gelişir. Küçük yaşta kullanılmaz, kullanılması desteklenmez, hatta kızılır, cezalandırılsa gittikçe yok olur, silinir ve yaşamdan çıkar gider. Gerekli olduğu düşünüldüğünde bile devreye giremez.
Gençlik dönemini genç kız veya genç erkek olarak ayırmak gerekmez. Daha açıklayıcı olabilmek için gençlik dönemini genç kız ve genç erkek şeklinde incelemeye alabiliriz. Gençlik döneminde gençe özellikle cinsellik, doğum ve ay hali hakkında açık, doğru, yeterli bilgileri vermek gerekir. Bu bilgileri büyüme ve yetişkin olma basamaklarına giren her gençe ailesi anlatmalıdır. Özellikle ay halinin, genç kıza mutlaka açıklanması gerekir.Önceden anlatılmazsa genç kız bu durumlarla karşılaştıgında korkar ve paniğe kapılır.
Artistleri, futbolcuları ve ses sanatçılarını kendilerine idol seçerler. Onlara âşık olurlar ve onlar gibi olmak için onlar gibi davranmaya, konuşmaya, giyinmeye ve hatta saçını onlar gibi kestirmeye başlarlar. Posterlerini odalarının duvarlarına asar, konserlerini ve televizyonda çıkan programlarını kaçırmamaya çalışırlar.
Gazetelerden gençlerle ilgili pek çok acı haber okuyoruz. Ölen, yaralanan gençleri ve onların acılı ailelerinin sıkıntılarını televizyonlardan izliyoruz. Tüm bu olayların sonucunda bir suçlu aranıyor. Bazen bu suçlu televizyondaki kanlı programlar olarak gösterilmekte, bazen de eğitim sistemindeki yeni uygulamanın Türkiye şartlarına ve eğitim anlayışına ters düştüğü konusunda ki sorunlar olarak gösterilmektedir. Bu iki konu da gençlerin suça yönelmelerinde etkili rol oynayabilmektedir. Gencin yaşının verdiği bazı genel özelliklerini ailenin ve öğretmenin iyi bilmemeside bu üzücü olayların olmasına sebebiyet verir.
Genç kelimesinin karşılığı olarak türkçemizde çok güzel bir kelime vardır: “delikanlı”. Bu gençlik dönemini bir ölçüde tanımlayan bir kelimedir. Genç çabuk karar verir ve çabuk karar değiştirir. Bir olaya hemen girer, bir kişiye hemen inanıp bağlanabilir. 

Bu yaş döneminde genç için onun arkadaş grubu ve onların değerleri, kuralları genç için ailesinden bile daha fazla etkili ve önemlidir.
Gençler gençlik döneminde çabuk fikir değiştirebilirler. Bu gençlik döneminin genel özelliklerindendir. Onlara yol gösterilmesi gerekmektedir. Üniversite sınavı genç için büyük bir dönüm noktasıdır. Sınavda heyecanlanmamak, korku ve panik yaşamamak mümkün değildir. Sınav sırasındaki heyecan başarımızı belli ölçüde etkileyebilir. Asıl önemli olan konular, sistemli ve düzenli çalışma ile birlikte sınava doğru ve yeteneklerinize uyacak şekilde hazırlanmaktır. Gençler sınav sonucunda beklediği başarıyı gösteremeyip, istedikleri yerlere giremeyebilirler. Tercih yapacağınız okullar hakkında bilgi sahibi olmaya çalışın. Seçeceğiniz okulların iş olanakları, kazançları, size kazandıracakları ve sizin yetenek, beceri ve yapınıza uyup uymayacağını araştırın.
Üniversite imtihanlarının bitmesi gençlerin sıkıntı, gerginlik ve streslerinin bittiği anlamına gelmez. Hatta sonuçların açıklanacağı ana kadar bu sinirlilik, gerginlik, çabuk parlama, isteksizlik ve endişe halinin devam ettiği gözlenebilir. Sınav bittikten sonraki bekleme dönemi genci daha da hassaslaştırabilir. Burada ailelerin yapması gereken en doğru davranış, genç imtihanı kazansa da kazanmasa da ona olan sevgilerinin eksilmeyeceğini hissettirebilmektir.
Üniversiteyi kazanmak bir mucize sonucu olmaz. Eğer emek verildiyse, çalışıldıysa, bu çalışma yerinde, zamanında olduysa mutlaka karşılığı alınacaktır. Her yıl sınavına daha fazla sayıda katılım olması, yapılabilecek işaretleme hataları ve meslek seçiminde yapılabilecek yanlışlıklar sınavda başarı oranını düşürür. Aileler sınavın gencin son şansı olmadığını ona anlatmalıdır. Anne babaların aşırı kaygısı, endişesi genci olumsuz etkileyecektir.

Gençlerde intiharların yetişkinlere oranla daha fazla olduğunu biliyoruz. Gençlerde intiharın ciddiye alınması gerekir. Gençlerin intiharları, intihar etmek amaçlı değil aileye veya çevreye bir mesaj iletmek, yardım istemek, tutum değişikliği sağlamak amaçlıdır. Aile gencin intihar ederim veya öleceğim biçimindeki sözlerini çok ciddiye almalıdır. Eğer aile, gençle iletişimde zorlanılıyorsa ya da genç derslerinde inatçı bir başarısızlık gösteriyorsa mutlaka bir uzmandan yardım alınmalıdır. Pek çok gencin intihar ettiği haberlerini medyadan izleyen aileler panik içine girmektedir, fakat paniğin ne gence ne de aileye bir yararı olmayacaktır. Genç intihar edeceğinden bahsediyorsa mutlaka bir sıkıntısı var demektir. Gence sorunlarını size rahatlıkla açabileceği uygun ortamı hazırlayın. Aileler gençleri dinlemeye ve anlamaya çalışmalıdırlar.

Gençlerde intiharların artış gösterdiği dönemlerden biride karnelerin alındığı dönemlerdir. Her karne döneminde gazetelerde intihar etmiş olan pek çok gençle ilgili haberleri okuruz. İş işten geçtikten sonra yapılabilecek pek bir şey yoktur. İnsanlar nasıl esmer, sarışın olabiliyorsa, psikolojik olarak da daha duyarlı, hassas, çabuk etkilenenler vardır. Bunlar kişilik farklılıklarıdır. Yetişkin bir insanın intiharı bizleri çok fazla üzer. Ama bir gencin intihar etmiş olması daha da acıdır.
Karnesindeki kırık notlarını ailesine nasıl göstereceğinden korkan pek çok genç vardır. Gençlere, karnede kırık not olmasının hayatlarının sonu olmadığı anlatılmalıdır. Gencin kendine güveni kırık notlardan daha önemlidir. Bu notu sene sonunda düzeltebilir. Hayatını kaybeden bir genci bir daha geri getirmek mümkün değildir. Eğer bir sorun varsa, katı disiplin kurallarıyla çocuğun üzerinde baskı kurmadan bir psikologla görüşülmesi uygun olacaktır. Bir psikologla görüşmek, bilgi almak ayıp değildir. Böyle bir bilgi almış olmanız sizin bir şey bilmediğiniz anlamına gelmez. Herkes kendi konusunu veya mesleğini iyi bilir. Siz de mühendis veya muhasebeci olarak mesleğinizi iyi bilebilirsiniz. Gençlik psikolojisi ve okul başarısı konusunda bir uzmandan yardım almak doğru bir davranış olacaktır.
Yaşanan bu tarz sorunların bazıları zamanla kendiliğinden geçebilir, bazıları ise daha ciddi boyutlara taşınabilir. Sorunlar yaşandığında çocuğunuzu bir psikologa gitmeye ikna etmek çok güç olabilir. Onu zorlamaksa hiçbir sonuç vermeyecektir. Aile gençten önce bir psikologa gidip danışmanlık alırsa doğru davranış biçiminin nasıl olması gerektiğini öğrenir. Öneriler ebeveynler tarafından doğru ve tutarlı bir şekilde uygulandığında, gencin herhangi bir psikologa gitmesine gerek kalmadan sorunların çözümü sağlanabilir.

Uzman Psikolog Alanur Özalp

Hiç yorum yok: