antropoloji.blogspot.com




antropoloji.blogspot.com üniversite ögrencilerince kurulmus, tamamen bilgi paylasımına yönelik ve hiç bir ticari çıkar saglamaya yönelik olmayan bir blogdur

antropoloji.blogspot.com was founded by university students, and for sharing information completely without any commercial interest to provide a platform




Lütfen arkadaş ekleyin.

Antropoloji konusunda kaynak bulmak çok zor olduğu için gerçek anlamda bilimsel bilgi içeren...

Posted by Gür Alp on 1 Haziran 2015 Pazartesi

28 Kasım 2011 Pazartesi

Tutumlar



McGuire, Zanna ve Rempel'in tanımlamalarından çıkartılabilecek ortak sonuç tutumların değerlendirmeler olduğudur. Tutumlar, bir kişinin bir nesneye yada bir tutum referansına (referent) yönelimini belirtirler.
Her tutumun bir referansı, bir "düşünce nesnesi", bir "uyaran nesnesi" vardır. Referanslar belirli yada somut olabilir. Margaret Thatcher, Brüksel lahanası yada Jameson viskisi birer tutum nesnesi olabilirler. Fakat, liberalizm, eşitlik, sosyal psikoloji gibi soyut referanslar da vardır. Tutumlar, tutuma sahip olan kişinin referans nesnesine olan yönelimini göstererek o kişinin referansı değerlendirmesini gösterirler. Tutumlar, hoşlanma/hoşlanmama, yaklaşma/kaçınma ve iyi/kötü gibi özelliklerle ifade edilirler; yani değerlendiricidirler. Tutumun nesnesi kişi için önemli olduğunda, nesnenin değerlendirilmesi o insanda afektif yada duygusal bir reaksiyon yaratır.
Tutumlarla ilgili iki tür özellik önemlidir. Birincisi, tutumlar sınıflandırmalardır. Sınıflandırma, en azından minimal düzeyde bilişsel aktivite ile yapılan bir süreçtir. Tutumlar çaba gerektirir fakat ihtiyaç duyulan çaba çok düşük düzeydedir. Yani tutumlar otomatik olarak harekete geçirilebilirler (Zanna ve Rempel). Pratkanis ve Greenwald'ın sosyo-bilişsel tutum modellerine göre bir tutum zihinde (1) bir nesne etiketi ve bu etiketi uygulama kuralları, (2) bu nesnenin değerlendirici bir özeti ve (3) bu değerlendirmeyi destekleyen bir bilgi yapısı olarak temsil edilir.
İkinci özellik ise tutumlar, yerleştirilen tepkilerdir. Bu, tutumların, iletişimsel oldukları anlamına gelir. Yani, sadece, bir insandan diğer bir insana bilgi taşıdıkları sürece anlam taşımaktadırlar; tutumlar sosyaldir. Bu iki önemli noktayı birlikte aldığımızda, tutumların aynı zamanda hem bilişsel yaşamın hem de sosyal yaşamın birer parçası oldukları sonucu ortaya çıkmaktadır.
Bir tutumla ilgili olan yargıların boyutları evrensel yada spesifik olabilir. Bazı boyutlar bütün referanslara uygulanabilir. Thatcher, lahana, liberalizm, eşitlik iyiden kötüye bir boyutta herhangi bir yere yerleştirilebilir. Ama bütün referanslar akıllıdan aptala bir boyuta yerleştirilemez. Tutumların bir değerlendirme olarak tanımlanması, evrensel olmasa da , sosyal psikolojide yaygınlık kazanmaktadır.
Tutumlarla ilgili olarak geliştirilen bir model de ABC modelidir. Bu model tutumları üç öğeye ayırır: duygu, davranış ve biliş. Bu modele göre tutumlar, belirli tepki sınıfları ile belirli uyaran sınıflarına tepkide bulunma eğilimleridir. Belirli bir uyarana karşı olan bilişsel tepkiler, kişinin uyaran nesnesi hakkındaki bilgileri ve inançlarıdır. Duygusal tepkiler, kişinin o nesne hakkında hissettikleridir. Ve davranışsal tepkiler ise açık davranışlardır. Bu üç tepki birbiriyle tutarsız olabilir. Bu model bir kişinin tek bir nesneye karşı olan tutumunun üç öğesi arasındaki farkın çok büyük olması nedeni ile eleştirilere uğramıştır. Tutumların davranışları ön görüp göremeyeceği tartışılan bir problemdir.

Tutumların İşlevleri
Tutumlar bir amaca hizmet ederler. Tutumlar, tutuma sahip olan kişi için kullanışlıdırlar. Eğer bir amaca hizmet etmiyorsa, bir kişinin tutarlı bir tutuma neden sahip olduğu sorulması gereken bir sorudur.
Katz (1960) tutumların 4 işlevi olduğunu belirtmiştir. Bilgi işlevi bir tutumun ne yaptığıdır. Tutumlar etrafımızdaki dünyayı anlamamıza ve açıklamamıza yardım ederler. İkinci olarak tutumların utilitarian (faydasal) işlevi vardır. Bizim ödül kazanmamızı yada cezadan kaçınmamızı sağlarlar. Üçüncü işlevleri değer-ifade edici (value-expressive) işlevdir. İnsanların etraflarına "ne olduklarını" ifade etmelerini sağlarlar. Giydiğimiz kıyafet, arabamıza yapıştırdığımız çıkartma ve benzeri şeyler kendimizi dışarıya ifade etmemize yarar. Tutumların dördüncü ve son fonksiyonları ise benliği-koruyucu (ego-defensive) işlevleridir. Bu tür tutumlar derin ve değişmesi zor tutumlardır ve tutum nesnesinin düşmanıdırlar. Homofobi (eşcinsel düşmanlığı) ve yabacı düşmanlığı (xenophobia) buna örnektir. Bunlardan her biri, bir dış gruba karşı olan bir düşmanlığı ifade eder. Bu işleve hizmet eden tutumlar bizi içsel çatışmalarımızdan korurlar. Bunun yanı sıra tutumlar eşzamanlı olarak birden fazla işleve hizmet edebilirler ve farklı zamanlarda farklı nedenlerden dolayı ifade edilebilirler.
Smith ve arkadaşları (1956) tarafından geliştirilen bir kurama göre tutumların 3 fonksiyonu vardır. Nesne-değerlendirici işlev Katz'ın bilgi işlevi ile aynı anlamdadır. Dışsallaştırma işlevi de Katz'ın benliği koruyucu işlevine denk gelmektedir. Katz'ın değer ifade edici ve fayda sağlayıcı işlevleri ise sosyal ayarlama işlevi adı altında tek bir işlevde toplanmıştır.
Herek (1987) iki tür tutum tanımlamıştır: değerlendirici ve ifade edici. Birincisindeki tutumlar tutum nesnesi kendi içinde bir amaçtır ve tutum kişinin, nesnenin kendisine erişebilmesine olanak verir. Buna zıt olarak ifade edici (yada sembolik) tutumlar sosyal destek sağlayan, öz-saygıyı arttıran yada anksiyeteyi azaltan, amaca yönelik araçlardır. Değerlendirici tutumlar deneyimsel ve spesifik (tek bir nesne ile ilgili), deneyimsel ve şematik (bir çok nesne ile yaşanan deneyimle ilgili ve bir nesne sınıfına genellenmiş) yada tahminsel (anticipatory) (beklentilerden kaynaklanan) olabilirler. İfade edici tutumlar ise, sosyal-ifade edici (kişinin diğerleri tarafından kabul görme ihtiyacından temel alan), değer-ifade edici (kişinin önemli değerleri ifade ederek kendini tanımlama ve kendini önemli referans gruplarına yerleştirme ihtiyacını temel alan), yada savunucu (kişinin içsel çatışmalarıyla ilgili anksiyetesini azaltma ihtiyacını temel alan) olabilirler.
Tutumların işlevleri ile ilgili olan analizler genellikle tutumların bireysel işlevlerini vurgularlar. Fakat bazı tutum işlevleri sosyal yön ile ilgilidir. Tutumların sosyal yönleri ile ilgili çok fazla çalışma yoktur. Fakat aşağıda bazı önerilerde bulunulacaktır.
İlk olarak, tutumlar, bir bireyin sosyal matris içine yerleştirilmesi işlevini görürler. Tutumlara yönelik değerlerin ifade edilmesi sosyal uyum ve değerlendirme için gereklidir. Tutumların ikinci sosyal işlevleri, sosyal inançların ve tutumların, sosyal temsillerin ve ideolojilerin bireylere iletilmesini sağlayan mekanizma görevini görmeleridir. Tutumların üçüncü ve son sosyal işlevi ise bireyin sosyal dünyaya olan yöneliminde açıklayıcı bir rol oynamalarıdır.

Tutumlar ve Davranışlar
La Pierre (1934) ABD'de Çinlilere ve doğululara karşı yaygın bir ön yargının olduğu bir dönemde, bir Çinli karı-koca ile bazı otellere ve lokantalara gitmiştir ve gittikleri her yere kabul edilmişlerdir. Deneyden altı ay sonra La Pierre gittikleri yerlere birer mektup yazarak rezervasyon yaptırmak istediğini ve Çinli müşterilerin kabul edilip edilmeyeceğini sormuştur. Mektupların ancak yarısına cevap gelmiştir ve bu cevapların %92'sinde Çinli müşterilerin kabul edilemeyeceği yazıyordu. Bu çalışmanın sonucunda davranış ile tutum arasındaki uyumsuzluk açıkça görünmektedir. Yapılan bir çok çalışma sonucunda tutumların davranıştaki varyansın istatistiksel olarak ancak %10unu açıkladığını göstermektedir.
Tutum-Davranış Bağlantısının Güçlendirilmesi
Tutum-davranış bağlantısının güçlendiren birçok değişken vardır. Bunlardan bazıları şunlardır: birincisi, bir nesneyle yaşanılan doğrudan deneyim sayesinde oluşan tutumlar, doğrudan deneyimle oluşmayan tutumlara göre, bu nesneyle ilgili davranışlarla daha bağlantılı görünmektedir. Bu tür tutumlar daha güçlüdürler çünkü kesinlik taşırlar, daha erişilebilirlerdir (bilince daha kolay getirilebilirler) ve tutum nesnesinin sunumunun ardından otomatik olarak aktive olabilirler. İkinci olarak, kararlı (stable) olan tutumlar olmayanlara oranla daha fazla tutum-davranış tutarlılığı gösterirler. Çünkü tutumun ölçümü ve davranışın ölçümü arasında geçen zaman arttıkça tutum-davranış bağlantısı daha az güçlü olacaktır. Ayrıca, tutum ve davranış birlikte ölçüldüğünde kararlı tutumlarda bağlantı hala güçlü olacaktır. Üçüncü ve son olarak da, tutum-davranış bağlantısının güçlülüğünü etkileyen bir çok bireysel farklılık vardır. Kendi farkındalıkları artmış olan insanlar (self-aware) (tutum ölçeğini doldururken yanlarına yerleştirilmiş bir ayna olan insanlar) daha fazla tutum-davranış tutarlılığı göstermektedirler. Yüksek self-monitör (kendi reaksiyonlarını diğerlerinin reaksiyonlarına göre ayarlayan insanlar) olarak tanımlanan insanların düşük self monitör (diğerlerinden çok içsel tepkilerini izleyen insanlar) olarak tanımlanan insanlara oranla daha az tutum-davranış tutarlılığı gösterdikleri bulunmuştur.
Sonuç olarak, tutumların davranışlara neden olduğu teorisine göre, tutumların davranışları takip ettiği teorisi daha güçlü gözükmektedir.

Bilişsel Çelişki Kuramı
Festinger'in (1957) bilişsel çelişki kuramı insanların tutumlarını davranışları yönünde nasıl değiştirdiklerini anlamaya yardımcı olmaktadır. Bu kurama göre eğer bir insan psikolojik olarak (mantıksal olması gerekli değildir) ayrı iki bilişe sahipse bu ayrılık (uyumsuzluk/çelişki) rahatsızlık vericidir ve kişi bu uyumsuzluğu azaltmaya çalışır. Çelişki, bilişlerin birini yada ikisini de değiştirerek yada yeni bir biliş edinilerek çözümlenebilir. Örneğin kişi sigara içiyorsa ve sigaranın sağlığa zararlı olduğunu biliyorsa bilişsel bir çelişki yaşar çünkü bu iki bilgi psikolojik olarak birbiriyle uyuşmazdır. Unutulmaması gerekir ki bu uyuşmazlık mantıksal değil psikolojiktir. Bu çelişkiyi çözmek için kişi sigarayı bırakabilir ama bu zordur ve olması az olasıdır. Buna alternatif olarak kişi sigaranın sağlığa zararlı olduğu bilgisini değiştirebilir ve örneğin sigaranın aslında iddia edildiği kadar zararlı olmadığını düşünmeye başlayabilir. Yada, sigaranın sağlığa zararlı olduğunu kabul eder fakat sigarayı stresini azaltmak için ve zevk aldığı için içtiğini söyleyebilir. Bu kurama göre kişiler belirli bir davranışta bulunuyorlarsa tutumlarını yaptıkları bu eyleme göre değiştirme eğilimdedirler. Tutumlar davranışları takip ederler, bunu tersi olmaz.
Bu kuram insanların çelişkiden rahatsız olduklarını ve tutarlılığı ve dengeyi aradığını iddia etmektedir. Bazı yazarlar bu görüşü eleştirerek bunun kültürel bir yapı olduğunu öne sürmüşlerdir.

Benlik Algısı (Self-perception) Kuramı
Daryl Bem (1967,1972) tarafından geliştirilen bir kuramdır. Bu kurama göre kişiler nesnelere karşı olan tutumlarını diğerlerinin tutumlarını belirlemeleriyle aynı şekilde belirler. Kişiler, içsel durumlarını tanımlarlarken diğerlerinin onların içsel durumlarını anlamaya çalışırken kullandıkları dışsal ipuçlarının kısmen aynılarını kullanırlar.

Mantıklı Eylem (Reasoned action) Kuramı
Fishbein ve Ajzen (1975) tarafından öne sürülen bu kurama göre tutumlar davranışları öngörmezler fakat davranışsal niyetleri öngörürler. Davranışı doğrudan öngören, davranışsal niyetlerdir. Davranışsal niyetler, davranışa karşı olan tutumların bir işlevidir ve Fishbein ve Ajzen tarafından "öznel normlar" olarak tanımlanır. Öznel normlar, bir kişinin onun için önemli olan diğerlerinin onun ne yapması gerektiğini düşündüğüne inandığına karşılık gelir. Bu kuram, istemli kontrolle meydana gelen davranışlar için geçerlidir.

Tutumların Bilişsel Organizasyonu
Tutumların belirli yapıları olabilir. Bir nesnenin zihinsel temsilinin, diğer nesnelerin zihinsel temsilleriyle tutarlı bir formu vardır ve bu form, tutumun işlevde bulunmasına yön verir. Tutumlar bir diğerinden yalıtılmış olarak durmazlar, tutumlar arasında bir yapı vardır. Tutumlarla ilgili önemli iki özellik vardır: tutumların aktivasyonu ve tutumların erişilebilirliği.
Herhangi bir zamanda bütün tutumlarımız aktif değildir. Tutumlar aktive edilmek, harekete geçirilmek zorundadırlar. Tutumlar bellekteki çağrışımsal bir ağ ile bağlantılanmış düğümler gibidir. Düğümler deneyim yolu ile birbirine bağlanır. Bazen bir düğüm harekete geçirildiğinde başka biri de otomatik olarak harekete geçer. Eğer, bir düğüm yada bir tutumun harekete geçmesi kaçınılmazsa, otomatik olarak harekete geçmiş olarak kabul edilir. Yani kişi ilgili uyaran sunulduğunda tutumun harekete geçmesini engelleyemiyorsa. Otomatik olsun yada olmasın tutumlar çevredeki uyaranlar tarafından harekete geçirilirler.
Tutumlar erişilebilirlikleri yada zihinden çağrılabilme kolaylıkları açısından farklılaşırlar. Güçlü ve önemli tutumlar zayıf tutumlara göre daha erişilebilirlerdir ve davranışı daha fazla yönetirler.
Tutumsal yapıların iki anlamı vardır. Birincisi, tek bir tutumun içindeki elementlerin yapısına karşılık gelir. ABC modeli buna bir örnektir. İkincisi, farklı bireysel tutumların arasındaki görece kararlı ilişki paternine karşılık gelir. Kerlinger'in (1984) politik tutumlar üzerine yaptığı çalışma tutumların hiyerarşik yapısının bir örneğini ortaya koymaktadır.
Kerlinger, sosyal ve politik tutumların nasıl organize olduğu ile ilgilenmiştir. Önceki çalışmalarda tutumların iki kutuplu bir şekilde düzenlendiğini öne sürülmüştür. Liberalizm, tutuculuğun zıttıdır ve bir ölçekte liberal bir item ile güçlü bir şekilde aynı fikirde olan bir kimse tutuculukla ilgili bir itemle aynı oranda ayrı fikirde olacaktır. Kerlinger liberalizm ve tutuculuk ideolojilerinin birbirine zıt bir şekilde varolmadığını, birbirinden bağımsız olduklarını öne sürmüştür. Bir referans nesnesi kişi için önemli veya dikkat çekici ise kişi için kritiktir denebilir. İki kutuplu modeller liberaller için kritik olan referans nesnelerinin tutucular için de negatif olarak kritik olduğunu öne sürerlerken, Kerlinger liberallerin tutucu referans nesnelerini umursamadıklarını ve tutucuların da liberal referans nesnelerini önemsemediklerini iddia etmiştir. Diğer bir değişle, kritiklik genellikle pozitif veya nötrdür, negatif değildir.

Tutumların Sosyal Doğası
Sosyolog Thomas ve Znaniecki (1918-20) tutumların bireyleri sosyal gruplarına bağladıklarını, onlara sosyal bir konum verdiklerini ve sosyal olarak yaşamalarını sağladıklarını öne sürmüştür. Bazı tutumlar geniş ölçüde paylaşılmışlardır, günlük hayat anlam kazandırırlar. Paylaşılmış tutumlar, sosyal dünyayı anlamlandırmak ve insanları bu dünyaya yöneltmek görevini görürler. Ve bu tür tutumların önemli sosyal ve davranışsal sonuçları olabilir.
Allport (1935) da, tutumları, objektif olarak benzer durumlardaki davranışları açıklama amacını güden evrensel tepki-sonuç ilişkileri olarak tanımlamıştır.



Hiç yorum yok: